Başlangıç / İnanç / SAİD NURSİ’DE ÖZGÜRLÜK SÖYLEMİ

SAİD NURSİ’DE ÖZGÜRLÜK SÖYLEMİ

                                             SAİD NURSİ’DE ÖZGÜRLÜK SÖYLEMİ[1]

إنَّا عَرَضْنَا الْأَمَانَةَ عَلَى السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَالْجِبَالِ فَأَبَيْنَ أَن يَحْمِلْنَهَا وَأَشْفَقْنَ مِنْهَا وَحَمَلَهَا الْإِنسَانُ إِنَّهُ كَانَ ظَلُوماً جَهُولاً

Biz emaneti, göklere, yere ve dağlara sunduk; onlar onu yüklenmekten kaçındılar, ondan korktular. Ve onu insan yüklendi. Doğrusu o; çok zalim, çok cahildir.[2]

İlahi hitap emanetin insanlar tarafından kabul edildiğini söyler. Yani; Yaratıcının kendisinden olan bir değerini sadece insan kabullenmiştir. Ki bu emanettir insanın var oluş sahasını diğer tüm yaratılmışlardan ayıran. Bu emanetin gizemli özüdür ki Allah’a belli bir bilinçle ulaşan tek varlıktır insan. Veyahut Allah’a ulaşmak istememe ile isyan edebilen tek varlıktır yine insan. İnsan dışındaki tüm mahlûkat kendisine yüklenmiş bir programla çalışır. İnsan bu emaneti kabul ederek kendi programını kendisi çizer ve uygular.

Tefsir ilmi bu ayetteki emanetin polemik tartışmalarıyla doludur. Üstad Bediüzzaman bu emanetin enaniyet yani bir nev’i hürriyet olduğunu söyler.  ‘Cenab-ı Hak insana bir benlik, bir nevi hürriyet vermiştir ki, Cenab-ı Hakk’ın rububiyetine ait evsafı bilmek için mevhum, farazî bir vâhid-i kıyasî yapsın.’[3]  Yani emanet Allah’ın külli olan özgürlüğünün insanda cüz’i bir şekilde var olmasıdır.

Gençken içine girdiği ilim dünyasında özgürlüğü bir hayat biçimi olarak benimsemiştir. İlk hayatı hocaları ile olan serüvende onun düşüncelerini hür bir şekilde ifade eden talebe profilini çizer. Osmanlı yöneticileri ile girdiği sert tartışmalarda kendisine savrulan tehditlere karşı kendisinin hür Kürdistan dağlarında yaşadığını ve kendisine hiddetin etki etmeyeceğini söyler. Hürriyetin ilanı ile birlikte heyecanlı bir Nutku Selanik’te okur. Sonra Kürdistan’a döner ve Kürdlere hürriyetin hem İslamiyeten hem de milliyeten bir var-oluş semptomu olduğunu belirtir. 2.Abdülhamid’in dessas politik teklifi için ‘Onun maaş ve ihsan denilen rüşvet ve hakk-ı sükûtu kabul etmedim, reddettim. Milletimin namını lekedâr etmedim. Aklımı feda ettim, hürriyetimi terk etmedim.’[4] diyen Nursi; Jön Türklerin terörizme kayan siyasi çalışmaları için de ‘Şayet hapiste kalsam, böyle hürriyeti lafızdan ibaret bulunan gaddar bir hükûmetin en rahat mevkii hapishane olsa gerektir.’[5] diyerek hassas bir fenomen olan hürriyetin ruhunu kendi rahatına tercih etmiştir.

Ne yazık ki Said Nursi’den sonra Nurcu söylemin devletle olan konsensusu sonucu Nur eserlerindeki hürriyet kavramına da prangalar vuruldu. Özgürlük konusunda geleneksel tutumun dışında haykıran Nursi’nin ifadeleri bu kesim tarafından farklı maslahat(?) gerekçeleri ile ya deforme edildi ya da kaldırıldı.[6] Biz de Nursi’nin fotoğrafının silik olan hürriyet yönüne dikkatleri çekmek istedik.

Hürriyetin Tanımı ve vasfı

Hürriyeti, meşrutiyeti ve eğitimin gerekliliği gibi konuları Kürdistan’a anlatmak için Kürdler ile 1908 yılında yaptığı karşılıklı soru-cevapları Münazarat adı altında neşretti. Hürriyet, meşrutiyet, eğitim, Ermeni-zımnî ilişkileri, baskı ve türleri, kölelik, devlet ve konumu benzeri konuları içeriyor bu eser. Hürriyeti şu şekilde tanımlıyor Nursi: ‘Hürriyet budur ki: Kanun-u adalet ve te’dibden başka, hiç kimse kimseye tahakküm etmesin. Herkesin hukuku mahfuz kalsın, herkes harekât-ı meşruâsında şahane serbest olsun.’[7] Nefsin özgür bir birey olmasını da adaleti, sosyal ve ilahi ahlaki erdemleri yerine getirmek olarak görüp bunun zıddının kişisel veya toplumsal baskı aracına dönüşeceğini söyler.

Mihenk noktasında hürriyeti ‘Ne kendine ne de başkasına zararı dokunmamak’[8] olarak belirten Nursi, liberal-özgürlük tanımlamasının dışında durarak, kişinin maddi ve manevi benlik noktasına zararı da hürriyet dışı bir olay görür.

Bireysel ve toplumsal sahada bir istismar aracı olarak özgürlük                           

Özgürlük mefhumunun en problematik yönü olan sınırlılık sorunsalını da ele alır Nursi. İdeolojiler sahip oldukları öğretilerin özelliklerine göre ya ekonomik ya sosyal veyahut siyasal merkeziyet noktasından hareketle hürriyeti belli kümede cazip diğer yönlerde ise dünyevi aldanışların içindeki evrilmeye yenik düşmüşlerdir. Üstad bu konuda şunları der:

‘Nazenin hürriyet, âdâb-ı şeriatla müteeddibe ve mütezeyyinedir. Yoksa sefahet ve rezaletteki hürriyet, hürriyet değildir. Belki hayvanlıktır, şeytanın istibdadıdır, nefs-i emmareye esir olmaktır.’[9]

‘Özgürlük nefsin içgüdüsel iffetidir.’ diyen Fahreddin Razi gibi Nursi de İslam’ın ahlaki öğretileri dışındaki eylemleri hürriyet olgusunda ahlaksızlık ve sefahat olarak görüyor. Bu aşırılığı şu hoş kalıp ile dile getirir: ‘Her şeyin rafızîsi var, hürriyetin rafızîsi de süfehadır.’[10]

2.Abdülhamid’in diktatoryal mantalitesinin duvara tosladığı tarih olan 2.Meşrutiyetin ilanında heyecanlı ve devrimci bir retoriğin serpildiği ‘Hürriyete Hitap’ eserinde ‘Hürriyeti; sefahet, lezaiz-i nâmeşrua, israfat, tecavüzat, heva-i nefse ittiba’da serbestiyet ile tefsir ve amel etmek; bir padişahın esaretinden çıkmakla, nefsin esaret-i rezilesinin altına girdiklerinde…’[11] seslenişi dikte yönetimden kurtulan millete gelecek için önemli mesajlar içeriyordu. Nitekim sosyolojik olarak da yoğun siyasal-otorite baskısına maruz kalan toplumların özgürlüğe atılımlarıyla heva- ego noktasında taşkınlığa meydan verebiliyor. Modern birçok örnekleri var İslam toplumlarında.

Hürriyeti Kürdlere anlatmaya devam eden Nursi onların ilginç bir sorusu ile karşı karşıya gelir. Ki bu soru sosyo-politik anlamda Kürdlerin özgürlüğü otoriter kimliklere nasıl kurban ettiklerini gösteriyor. Baskının sadece silahla değil ‘ilim ve fazilet’ ile de varlığını sürdürdüğünü olayın şahitleri tarafından bir ‘kabul sorusu’ olarak görüyoruz. Soru ve Üstad’ın verdiği cevap;

‘S- Bir büyük adama, bir veliye, bir şeyhe, bir büyük âlime karşı nasıl hür olacağız? Onlar meziyetleri için bize tahakküm etmeleri haklarıdır. Biz onların ve faziletlerinin esiriyiz.

C- Velâyet, şeyhlik, büyüklüğün şe’ni; tevazu ve mahviyettir. Tekebbür ve tahakküm değildir. Demek tekebbür eden, sabiyy-i müteşeyyihtir (şeyhlik taslayan). Siz de büyük tanımayınız.’[12] Cevap olarak da ilmi ve sahip olduğu diğer güzellikleri baskı aracı yapan kesimlerin kabul edilmemesi gerektiğini söyler.

Kürdlere hürriyeti anlatırken ‘Fikr-i milliyet, hürriyetin pederidir.’[13] der. Özgürlük için birçok fedakârlıkların yapıldığı ve değerinin çok yüce olduğunu söyler. Özgürlüğün milliyeti tetiklediğine değindikten sonra bir bireyin özgürlük bilincine sahipliliği oranında milliyeti için çalışıp çabalayacağını deneyimli bir dil ile onlarla paylaşır.(devam edecek…)

selam ve dua ile…

  • [1] Bu yazı Bilge Adamlar Dergisinin 41.sayısında yayınlanmıştı. Yazı çok az değişiklik yapılarak GazeteKurd okurları ile de paylaşılmak istendi. (Eleştiri ve önerileriniz için: tarikorneks@gmail.com)
  • [2] Ahzab suresi, 72. ayet
  • [3] Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevi Nuriye, Zehra Yayıncılık, 2006, s., 216
  • [4] Bediüzzaman Said Nursi, İçtimaî Dersler, Zehra Yayıncılık, 2006, s., 167.
  • [5] Nursi, İçtimaî Dersler, s., 158.
  • [6] Ayrıntılı bilgi için bkz., Hüseyin Siyabend Aytemur, Risale-i Nur’da Yapılan Tahrifat, Hivda İletişim.
  • [7] Nursi, İçtimaî Dersler, s., 102.
  • [8] Nursi, İçtimaî Dersler, s., 101.
  • [9] Nursi, İçtimaî Dersler, s., 101.
  • [10] Nursi, İçtimaî Dersler, s., 102.
  • [11] Nursi, İçtimaî Dersler, s., 15.
  • [12] Nursi, İçtimaî Dersler, s., 103.
  • [13] Nursi, İçtimaî Dersler, s., 105.

İlginizi Çekebilir

Kürdistan’ın İki Şehrine Güzel Haber

UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne Diyarbakır’daki Malabadi Köprüsü ile Van Kalesi de eklendi.   Türkiye’den …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir