Başlangıç / İnanç / ”DEVLET”İN TANRISI ÜZERİNE

”DEVLET”İN TANRISI ÜZERİNE

          

                                                                                  Eflâtun’un irfanı, Doğu’dan alınma

                                                                                  bir irfandır. Yunan’ın ödünç aldığı bir  irfan…                                                                                                                                                                         (Ali Şeriati)

Eflatun, Sokrates’in dakik ve deruni ifadelerini kitaplaştırdığı eserine Devlet adını vermiştir. Sokrates’in o vahşi zaman ve zeminde yaptığı diyalektiği okuyunca takdir etmemek elde değil. Özellikle felsefî olarak Tanrı hakkında verdiği cevapları okurken… Tanrı üzerine söylediği sözleri İslam dairesinde Allah hakkında düşündüğümde Sokrates’i bir Müslüman olarak görememek elde değil. Ben Sokrat’ın Tanrı üzerine söylediği bu sözlerin içeriğinden çok bunların kaynağı üzerinde durmak istiyorum. Acaba Sokrates’in Tanrı için sarf ettiği bu sözler İslam dinindeki Allah inancı ile nasıl bu kadar bağdaşabilir? Kolay değil. Çünkü gerek Sokrat’tan önceki dönem gerekse de Sokrat’ın yaşadığı dönem, materyalist bir felsefenin Yunan topraklarında zirve yaptığı yıllardır. Böyle bir dönemde zihnin madde ötesini görmesi kolay olmasa gerek.

 

Dönemin yönetiminin siyaseti; kadın-erkek ilişkilerini, eğitimi ve etiği; dini dışlayan maddeci bir ekol üzerinde değerlendirerek halka ileten bir kesimdir. Nitekim bu büyük düşünce fedaisi de fikirlerinin cesurca bir savunucusu olduğu için veda etmiş bu hayata. Peki böyle bir oluşumun yani maddeci öğretmenler ve yöneticilerin gör(e)mediği mânâ âlemini Sokrates nasıl görmüştü?

 

Bu sorunun cevabı Ali Şeriati’nin ‘‘Medeniyet ve Modernizm’’ adlı eserinin bir bölümünde gizli. Bir sosyolog olan Şeriati bu eserinde şöyle diyor:

 

‘‘Tarih hicret eden kavimlerin iyi haberlerini verir, ama yerlerinde kalanlardan aynı haberleri vermez. Yunan medeniyeti de hicret eden Kürdlerin kurduğu bir medeniyettir. Kürdlerin Yunan’a gitmeleri ile başlamıştır…’’ (64.sayfa)

 

‘‘…Çok ilginçtir, hiçbir zaman Dicle ve Fırat arasındaki yöreden (Beyne’n- Nehreyn) Batı söz etmiyor. Çünkü bundan söz ederse geliştirdiği bütün teori bir anda boşa çıkacaktır. Oysa bütüncül bir gelişme seyri vardır. Daha önce dediğimiz gibi Yunan medeniyetinin kaynağı Kürdlere dayanır. Kürdler iki nehir arasının bir odağıdır. İki nehrin arası, dünyanın kültür, medeniyet ve felsefesinin merkezidir. Riyazî (matematik) bilimlerin ilk gelişme gösterdiği yer bu iki nehir arası bölgedir’’ (71.sy) (Bu alıntıları 1984 yılında Bir yayıncılığın bastığı Medeniyet ve Modernizm adlı eserden aldım. Şeriati’nin eserlerini şu an basan Fecr yayınları ise bu bölümü külliyata almamışlardır. Yeni Zamanlar yayınlarının bastığı Medeniyet ve Modernizm’de bu alıntılar yer almaktadır. Bakılabilir.)

 

Şeriati, Yunan medeniyetinin kurucusunun Kürdler olduğunu ve emperyalist Batı güçleri ile bu güçlerin kuklalarının ise bu hakikati görmezlikten geldiğini söylüyor. Ali Şeriati’nin Yunan medeniyetinden kastettiği şey tartışılmaya açık olsa da Sokrat’ın bu medeniyete katkısı tartışılmazdır. Dolayısıyla Sokrates’in bu birikim dünyasının parlayan tacının yapı taşlarını Mezopotamya’da aramak gerekir.

 

Mezopotamya…Peygamberler diyarı olan Mezopotamya. Dönemin Peygamberlerinden aldıkları dersleri gerek ticaret gerekse de hicret denilen farklı yollarla farklı diyarlara taşımış Mezopotamya halkı. Bu derslerin en önemlisi olan Tevhid misyonu; Peygamberlerden oradaki topluma, toplumdan da Yunan ve başka diyarlara ulaşıyor. Materyalist bir medeniyetin puthanesi olan Yunan topraklarında yetişen kişilerin o ”Oyuncak tanrı” anlayışlarını ancak Peygamberlerin vizyonu olan tevhid yıkabilirdi. Ki Sokrat, bu peygamberlerden ders almış birisinden yararlanarak meydan okumuş maddeci zihniyete. Veya doğrudan bir Peygamberden de ders almış olabilir. Veyahut da bir Peygamberdir. Bu şıkların hangisinin doğru olduğunu kestirmek kolay olmasa da Sokrat’ı Mezopotamya’dan bağımsız düşünmek zor olsa gerek.

 

Konu yeterince subjektif bir pencereden anlatılmış olabilir ki bu ifadelerin hiçbiri için kesinlik iddiam yok. Ama; gerek İslam davasının hakiki bir mücahidi olup ömrünü bu yolda feda edip şehid olan Ali Şeriati’nin bu konu hakkındaki fikirleri, gerekse de düşünceleri uğruna (kurtulma imkanı olmasına rağmen) hayatını hediye eden Sokrates’in yaşamı; bende düşündüğüm bu konunun hakkaniyeti için yeterlidir. Benim yukarıda anlattıklarım, Sokrates ve Ali Şeriati gibi doğruluk ve hakikat mücadelesi veren iki zatın düşünce aynasındaki yansımalarından başka bir şey değildir.

 

Selam ve dua ile…

 

 

İlginizi Çekebilir

Der Tagesspiegel: Kürdistan, Alevistan, Sünnistan kurulsun

Alman Der Tagesspiegel Gazetesi, Suriye’de ateşkesin sonuçsuz kalmasının ardından “Doğu’da bir Kürd devleti, Batı’da Esad …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir