Başlangıç / Lêkolîn û Zanyarî / Hz.Hüseyin’in varisi:Şeyh said

Hz.Hüseyin’in varisi:Şeyh said

                                             

 

                                                                              ʺ Değersiz dallarda beni asmanıza pervam yoktur.                                                                                                   Muhakkak ki ölümüm Allah ve İslâm  içindir. ʺ                                                                                                                                                                                    

                                                                              ʺŞu anda fani hayata veda etmek üzereyim. Halkım için feda                                                                                olduğuma pişman değilim. Yeter ki torunlarım                                                                                                       düşmanlarıma  karşı beni mahcup etmesinler.ʺ

                                                                                                                                                 ŞEYH SAİD (ra)

 

Beklemek, acının serpildiği toplumlar için en anlamsız kelimedir. Sabır; kıyam, hareket ve eylemde bulunanların başvurduğu fiilî bir oruçtur. Mazi zindanında atalarının gayr-ı resmî feryatlarını unutan modern nesil kaçamak lügatî kelimeler peşinde. Tarih, ideolojik yamalar yapılarak speküle edilmiş bir maske. Modern nesil ise hayasız bir şekilde bu maskeyi zihnine geçiren bir korkak.

Hz.Hüseyin’i, Hz. Adem’in varisi diye tanıtır Ali Şeriati. Kerbela Hz.Adem’in varisi için hem bir facia hem de bir hüsran olur. Yezid, şeytanî sahnenin koruyucusu. Artık Hz.Hüseyin’in de bir varisi var: Şeyh Said. Dağkapı meydanı: Kürdistan’ın kerbelası. Kemalist hegemonya ise modern zamanın Yezid’i.

Küfre karşı imanı, şahsiyetsizliğe karşı onuru, zulme karşı adaleti üstlenmişti Hüseyin’in varisi. İlmi ile çok cihad etmişti alim Said. İslam mistik ilmi zindanlarda kalmamalıydı. İslam’ın teorik yönü olan ilim artık pratik sahada cihad adıyla yerini almalıydı. Nitekim imana tecavüz edildiğinde ilim ne işe yarardı ki? Bakınız Orta Çağın mistik Hristiyanlık düşüncesine…

Seküler-liberal bataklıkta, kokuşmuş kapitalizm habis suyu içindeki şeytanların uğultuları ile başladı Yakın Çağ. Bu sesi iman frekansına sahip gönüller kabul etmedi. Ne yazık ki asabi avam bu sesin kirliliğini anlayamayacaktı. İşte bu emperyal anlayışa karşı Cemaleddin Afgani bir direniş başlatmayı düşündü. Toplum anlamaktan ziyade iftira attı bu inkılapçıya. Şeyh Said de kültürel emperyalizmin İslam topraklarındaki denemelerine  karşı Cemaleddin Afgani’den sonra ses çıkaran ilk direnişçilerden.

Kemalizm, İslamî  düşünme ve yaşamaya karşı savaş açtı. İslam’ın baki kutsallarına karşı kendi fena ve fani kutsallarını üretti. İnsanların dinî ve millî değerlerini alt üst etmeyi planlayan bir ideoloji idi Kemalizm. İşte bu sahtekâr anlayışa karşı ilk tepki Şêx Said’den geldi. Şêx  Said’in bu ideolojiye karşı mücadelesi Batı’ya da karşıydı aynı zamanda. Çünkü; Kemalizm ithal bir yapı idi. Kemalizm Batılı tağutların beşiğinde yetişmiş şeytanî bir ideolojiydi kısacası. Cennet’in mistik inziva mağaralarında değil kılıçların gölgesi altında kazanıldığını iyi biliyordu Şeyh. Küfrî rejimle barışan alimin ulema-i su’ merkebine benzetildiğini de okumuştu Şeyh kitaplarda. İşte bahsimiz olan Said böyle bir şeyh idi. Şeyh Said, dönemin koşullarından dolayı en büyük ibadet olan cihadı tercih etti. O bu fiili ile aynı zamanda insanları dinî ninniler ile uyutan, tutucu görüşlere sahip şeyhlere de iyi bir cihad dersi veriyordu! Ve sonuç olarak Şeyh şehid oldu. Daha doğrusu Şehidüzzaman…

Ben idaresi altındaki memlekette içkiyi yasaklayıp, kendi sarayında içki içen adama biat etmem.” Siyasal ahlaksızlığın çelişki yumağına söylenen bu hakikat Şeyh Qasım’a aittir. Şeyh Qasım Şeyh Said’in dedelerindendir. Tarihî süreci paradokslarla dolu olan Osmanlı saray sultanlarından 4.Murad’a karşı dile getirmiştir bu söylemi. Kemalist darbeyi kabullenmeyip karşı çıkan Şeyh Said gibi, dedelerinden olan Şeyh Qasım da söylemleri islamî, yaşantısı ise ahlaksızlık olan 4.Murad’a kıyam etmiştir. Ve idam edildi O da torunu gibi. Osmanlı ve Kemalizm tarihlerinin kesişim noktasını hiç şüphesiz Kürdlere karşı besledikleri tutum şekillendiriyor. Biri kanlı yani astığım astık diğeri ise kurnaz kardeşlik dürtüsü ile politikasını meydana getiriyor. Kardeşlik edebiyatının tutmadığı yerlerde ise kanlı kılıç fetvaları devreye giriyordu. Zahir kemalist kalıbını kırıp onun içsel programı ile çalışan günümüz idarecilerinin neo-osmanlıcı perspektifli politik ataklarının da Kürdler konusundaki tutumlarının  değiştiğini söylemek oldukça zor. Osmanlı’dan aldıkları kardeşlik edebiyatının prim yapmadığını gördüklerinde bu sefer de şeyhülislamların kanlı fetvaları ile meşruiyet bulmaya çalışıyorlar. Bu da olmazsa Kemalist hocalarının imha-toptan yok etme metoduna sarılıyorlar. Son 4-5 yılı incelediğimizde Kürdler için yapmaya çalıştıkları bu tablodan farklı bir şey mi? Halkın özellikle Muaviye’nin Yeşil Sarayı ile başlayıp Osmanlı sarayları ile devam eden serencamı iyi okumaları lazım. Milletin, saray ehlinin yaşantı ve söylem arasındaki uçurumu görüp samimiyet derecelerini sorgulamaları lazım. Kapitalizmin lüks-konfor hayatını yaşayıp halka iktisad dersi vermek ve düşünsel noktada da muhafazakârlığı benimseyip halkı tarihsel efsanelerin övücü sahneleri ile kandırmak ve bunu bir kibir tahtında kurulup akı(tı)lan kanlara meşruiyet cümleleri savurarak konuşmak hiçbir ahlakî öğretinin kabul sınırına alamayacağı bir durum. Bu anlayış bizden biat alamamış ve alamaz da.

Hz.Hüseyin, Hz.Adem’in varisi idi. Tüm insanî değerler Adem ile başladı. Hüseyin nihayi olarak bozulan bu değerleri emr-i bil ma’ruf nehy-i anil münker düsturunca diriltmek için kıyam etti. Şehidüzzaman Şêx Seid de Hz.Hüseyin’in varisi idi. O da modernizm kılıfı geçirilmiş tağutî bir ideolojiye karşı cihadı başlattı. Ve Dağkapı meydanında idam edildi. İslamî değerleri diriltmek amacı bir kez daha engellendi. Yezid bir kez daha kazandı. Ve şimdi ise Dağkapı yine kanlı, saray ise  yine öldürüyor. Yezid yine mazlum halkın karşısında zafer sarhoşluğu hayalleri peşinde. . .

Bunca zulüm bunca tuğyan bunca küfür ve bir de bunca sessizlik. Ey Dağkapı’nın torunları artık yetmiyor mu? Neden sıra Şeyh Said’in varisinde olmasın?

 

 

 

İlginizi Çekebilir

Der Tagesspiegel: Kürdistan, Alevistan, Sünnistan kurulsun

Alman Der Tagesspiegel Gazetesi, Suriye’de ateşkesin sonuçsuz kalmasının ardından “Doğu’da bir Kürd devleti, Batı’da Esad …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir