Başlangıç / İnanç / İmam Ali’nin Hayatından Dersler

İmam Ali’nin Hayatından Dersler

Tarih; uzun, karanlık, sessiz, suskun ve kederli bir kabristandır.
Ali Şeriati

Tarihte çaresizliğin vızıldadığı kulaklar vardır. Toplumun sorumsuz ve ilkesizlik girdabındaki yok oluşuna karşı ferdi değil toplumsal bir var-oluş mücadelesi verirler. Bu vızıltı gittikçe sayhalaşır zamanın amansız akımında. Ve sonunda dayandığı en kudretli güçten kendisini o zamandan ve toplumdan  azade edilmesini ister. Yani; Yaratıcı’nın emri ile ilerledikleri bu dünyevî ömür uçurumunun keskin kenarlarında şehadet köprüsü ile uhrevi ömrü arzular artık…

Subjektif bir betimleme olan bu tanım, tanım haritasının en aydınlatıcı spesifik örneği İmam Ali olsa gerek. Kahredici bir cehaletin fitne esintisi ile buluşmasının neticesi olarak ortaya çıkan nifak fırtınasında ümmet bilincinin yeniden yapılanması için ne yapmadı ki? Tarihin talihsiz yapraklarından dökülen hakikatleri mezhep, asabiyet, milliyet ve geleneğin kesif toprakları altında fosilleştiren müslümanlar insanlık tarihinin en zavallı yüzleri. Te’vil akıntısına kendini kaptıran bu yüzler değil mi ki hakikate karşı geliştirdikleri seküler nefsanî yorumlar ile tarih terazisinin dengeleri ile oynadılar. Tarih terazisinin dengeleri. Yani; harekete geçirici ve itici olan tarihsel mesaj daha doğrusu sorumluluk. Böylece dengesizlik adaletsizliğe yani zulme yol açtı ve bu da ilkesel anlamda sapmaya neden oldu.

İmam ilke olarak adaleti benimsemiş ve bu yolda karşısına akraba (Zübeyr bin Awwam),dost (Talha bin Ubeydullah) hatta Kur’an’ın temize çıkardığı Hz.Aişe’yi aldı. Zerre tereddüt etmiyordu. Çünkü; O hakikati kişileri referans alarak tevil etmeyecek, kişileri hakikat mihenginden geçirecekti.

Soru 1: İnsanları değerlendirirken ölçümüz nedir? Parayı, makamı ve gücü elinde bulunduran erkler mi? Ya da şeyh, alim, sahabe, imam sıfatlarını taşıyan manevi erkler mi? Yani şahıs taraması yaparken bu sıfatlar hakikat noktasında mayın tehlikesi oluşturuyorsa  Hz.Ali’nin dünyasını tam anlamamışız demektir. O hakikati ve adaleti referans aldıktan sonra tüm maddi ve manevi güçleri karşısına almamış mıydı?

Batıl bir asabiyet duygusu ile nifak çıkaran Muaviye’ye karşı cihad ilan etti. Savaş başladı. Muaviye taraftarları hile ile Kur’an yapraklarını mızraklara geçirdiler. Ama İmam aldırmadı bu tuzağa;çünkü Hz.Ali Kur’an hakikatlerini kağıt parçası üzerindeki mürekkebe kurban etmeyecek kadar vahyî bilince sahipti. Çünkü, Hz.Ali öyle bir zihin ile karar veriyordu ki okuduğu Kuran nakşolmuştur oraya. Yani; Mushaf olmuş zihnini kurban etmiyordu mızraklarda dalgalanan pragmatist mushaflara. O seküler başlamış gevezeliklerin sonradan Kuranî fonun eklenmesi ile ilahi bir sayhaya dönüşmeyeceğini bildiği için savaşa devam etti. Karşı taraf Kur’an’ın siyasal emri olan meşvereti kabul etmemek uğruna savaşmışlardı zaten. İhanet ettikleri emri şimdi de savaş malzemesi olarak kullanıyorlardı. Tarih ,hakikati mushaf kağıdına kurban eden neo-sıffin yüzlere şahitlik edecektir.Bazen de politik  liderlerin mızrak-misal parmaklarında yukarıya kaldırılan  bu Qur’an mazlum halkın karşısına Bel’am baurra retoriği ile çıkacaktı. Ki hepsi sıffin hilesinin sadece modern yüzlerinin örnekleri.

Soru 2: Seküler siyasi kaygı taşıyan günümüz Müslüman siyasetçilerin modern retorik mızraklarında kullandıkları Kuran sayhasına dikkat edebiliyor muyuz? Sıffindeki pragmatist Kuran sayfalarının modern zamanda pragmatist politik sayhaya dönüştüğünün farkında mıyız? Kısacası hakikat-mushaf (yazı, retorik,hat…vb) ikileminde mushaf vahye tercih mi ediliyor?

İmam’ın bu savaşta devam kararlılığı kendi cephesinde ayrılmalara neden oldu. Yüzeysel okumalarla tarihte meşhur olan bu Harici güruh İmam’ı itham ederek ayrıldılar. Bunlar, karşıdakilerin artık Kur’an ile karşılarına çıktıklarını bundan dolayı Kur’an’a karşı savaşamayacaklarını iddia ettiler. İmam ise daha başından beri kendilerinin Kuran’ı referans aldıklarını zaten onlar ile savaşma sebeplerinin onların özellikle siyasal sahada Kuran’dan sapmaları olduğunu şimdi ise korkularının eğilimi ile bu mushafı kullandıklarını söyledi. İmam böylece onların yüzeyselliklerini yüzlerine vurup karşı tarafın dünyevi korkularla mushafı kalkanlara geçirdiklerini anlattı. Tarihte niyet ve nazar ikileminin çok harika bir değerlendirilmesidir bu sonuç.

Soru 3: Olayların analizini yaparken zahirperestlik tehlikesinden ne kadar korunuyoruz? Kuran’dan konuştuklarını söyleyen parti, örgüt ve kurumların hakiki niyetlerini doğru bir nazar ile okuyabiliyor muyuz? Niyet- nazar ikileminde Hz.Ali’nin ölçüsünü uyguluyor muyuz? Yoksa sathi Harici bakışı ile bunlar (ilkesel anlamda) bizim kardeşimizdir deyip romantik dogmatizme yenik mi düşüyoruz?

Hakikat karşısında kişiyi kayıran, doğruyu kalıpçı geleneksel dogmalara feda eden, özellikle siyasal zeminde dalgalanan Kur’an yapraklarının hikmetli bir perspektifle değerlendirilmemesi sonucunda ümmet taassub, ihtilaf ve fitne duygularının esiri oldu.

Kalıpsal fikir donukluğu, sorgulayıcı ve eleştirel tarih okumalarına tercih edildi. Müslümanların kederli ve sırlı olan tarih sayfalarını ders çıkarma odaklı sorgulayıcı bir bilinçle ön yargı tehlikesinden arınarak okumaları gerekiyor. Sorgulamasız bir tarih ruhsuz bir bedendir. Bin küsur yıllık bu ruhsuz beden üzerinden artık rant peşinde olmaya yazıklar olsun.

İmam-ı Ali’nin farklı zaman ve zeminde dalgalandırdığı bayrakları şimdi biz Müslümanların göndere çekme zamanı gelmiştir. Fırka-i nakisin yani Cemel ehlinin adalet-i izafiye anlayışına karşı adalet-i mahza ilkesi. “Hiçbir günahkar başkasının günahını yüklenmez.” ayetinin inşa etmek istediği adaleti sağlamak ve bu yapının karşısında yer alan kesimler ile mücadele etmek.Fırka-i kasitin yani Sıffin ahalisinin saltanat vızıltılarına karşı ilahi eksenli islami yönetim sayhası. “Cebir ideolojisinin” siyaset sahasından toplum sahasına doğru akan etnik-mezhepsel kirli akıntının önüne geçip İslam’ın berrak ahlakî sorumluluğunun önünü açmak. Fırka-i marikin yani Nehruvan toplumunun Qur’an’ı zahir ve yüzeysel yorumuna karşı hakiki bir tefsir dersi. “Tekfir ideolojisinin” tek fikri barındırıp farklı İslamî düşünceleri dışlayan IŞİDÎ mantalitesine karşı ümmet mefkûresini savunmak. Müslüman bir aydının bu zeminlerdeki kılıçların çarpışmasını iyi dinleyip anlaması lazım. Çünkü günümüz İslam toplumunun uyanış ve eğitimi bu üç zeminin psikolojik, sosyolojik ve felsefî çözümlemelerinin Qur’anî ve nebevî perspektifle okunup aktarılmasına bağlı.

Vahyin tarihsel şuuru ile dirilen tefekkürî tarih okumaları dileğiyle. . .

Vesselam…

İlginizi Çekebilir

Hz.Hüseyin’in varisi:Şeyh said

                              …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir