Başlangıç / İnanç / SAİD NURSİ’DE ÖZGÜRLÜK SÖYLEMİ[2]

SAİD NURSİ’DE ÖZGÜRLÜK SÖYLEMİ[2]

                                       SAİD NURSİ’DE ÖZGÜRLÜK SÖYLEMİ[2]

 

Özgürlük-İman İlişkisi

O dönemin ulemasının bu konuya bakışına ışık tutacak bir tartışma yaşanır. Bitlisli Şeyh Selim ve Said Nursi arasında yaşanır bu tartışma.[1] Şeyh’in hürriyet iman dilemmasına bakışı şöyle:

[2]ﺎﻟْﻜُﻔَّﺎﺭﺗَﺨْﺘَﺺﺑ ﻟﺎَﻧَّﻬَﺎ ِﺎﻟﻨَّﺎﺭﺑِ ﺣَﺮِّﻳَّﺔٌ ﺣُﺮِّﻳَّﺔ

Said Nursi de Şeyh Selim’in bu hatasına şiirsel cevap verecektir:

[3] حُرِّيَّةٌ عَطِيَّةُ الرَّحْمٰنِ اِذْ اَنَّهَا خَاصِّيَّةُ اْلايمَانِ

Ayrıca Şeyh’e:‘İnsana karşı hürriyet Allah’a karşı ubudiyeti(kulluğu) intac eder(netice verir).’[4] diyerek hürriyetin herşeyi mübah gören ekolün anlayışından farklı olduğunu belirtir.

Tevhid’in kozmolojik yorumundan yola çıkarak ‘Sultan-ı Kâinat’a hizmetkâr olan adam, tezellüle tenezzül etmeye ve başkasının tahakküm ve istibdadı altına girmeye, izzet ve şehamet-i imaniyesi bırakmadığı gibi; başkasının hürriyet ve hukukuna tecavüzü dahi şefkat-i imaniyesi bırakmaz.’[5] der. İmanın vermiş olduğu cesaretten doğan ‘izzetle ölümü zilletle hayata tercih’ ahlaki duruş ilkesini benimseyerek hiçbir totaliter sistemin kölesi ve kulu olmaz. Ayrıca imandan gelen şefkat ile de erdemli davranarak başkalarının özgürlüğünü kısıtlamaz veya elinden almaz. Dinlerin ve ideolojilerin özgürlük sorunsalına teolojik bir çözüm olarak, tevhidi sosyal yorumlayarak hem Müslümanlara hem şirke bulaşmış dinlere hem de materyalist Batı’ya önemli bir hürriyet perspektifidir.

Seyyid Kutub ‘Allah’ı bırakıp kimimiz kimimizi Rabler edinmeyelim’[6] ayetinin tefsirini yaparken şöyle der: ‘İslam; insanları kullara kulluktan kurtaran tam bir özgürlüktür.’ Said Nursi de Şam’da verdiği evrensel hutbesinde hürriyet sorunu yaşayan Müslümanlara bu ayet ile seslenir. Ayetten sonra şöyle sürdürür konuşmasını: ‘Allah’ı tanımayan; her şeye, herkese nisbetine göre bir rububiyet tevehhüm eder, başına musallat eder. Evet, hürriyet-i şer’iye; Cenab-ı Hakk’ın Rahman, Rahîm tecellîsiyle bir ihsanıdır ve imanın bir hassasıdır.’[7]

Şam’da da hürriyet-iman ikilemine değinen Nursi Kürdistan’da söylediklerinin benzerini burada da dile getirme ihtiyacı hissetmiştir. Bu da İslam toplumu olarak büyük bir özgürlük sorunu yaşadığımızı ne yazık ki gösteriyor. Orada da şunları söyler:

‘İman bunu iktiza ediyor(gerektiriyor) ki; tahakküm ve istibdad(baskı) ile başkasını tezlil etmemek(aşağılamamak), zillete düşürmemek ve zalimlere tezellül etmemek(alçalmamak). Allah’a hakikî abd olan, başkalara abd olamaz.’[8]

 

Düşünce Özgürlüğü

Düşünce sahasında özgürlüğü engelleyici her faaliyeti istibdad-ı ilmi diye tanımlar. Fikri araç kılarak karşı tarafı baskı ağına alan ulemanın idarecileri taklit ettiklerini söyler. Siyasal erki baskı noktasında taklidin bu sefer öğrencide de taklid kapısını açtığını ve doğru bilgiye ulaşma yollarını ortadan kaldırdığını dile getirir. Ve ilmi çalışmalarda da meşrutiyetin yani özgünlük noktasında bağımsız bir şekilde fikir üretmeyi esas alır.

‘Her zamanda âlimler, ümera-yı müstebideyi(despot yöneticiler) takliden her bir âlim kendi fikrini herkese kabul ettirmekle bir nevi istibdat (istibdad-ı ilmiye) yapıyordu.’[9]

Nitekim Nasr Hamid Ebu Zeyd’in de ‘Dini bilgiyi tekeline almak isteyen ve epistemolojik alanda jandarmalık yapan anlayış’[10] diye tanımladığı bu zihniyet ilmi kalıpçı ezberle dikte etmesi sonucu öğrencide de taklit hastalığı başlayarak felçli bir toplumun doğum sancısı oluşur.

Üstad, İslam düşünce tarihinde mezhepsel fraksiyonların meydana getirdiği kaotik iklim sebebinin yine ilmi istibdat yani düşünce özgürlüğüne getirilen kayıtlar olduğunu söyler.

‘Âlem-i İslâmiyeti zillet ve sefalete düşürttüren ve ağraz ve husumeti uyandıran ve İslâmiyeti zehirlendiren; hatta herşeye sirayet ile zehirini atan, o derece ihtilafatı beyn-el İslâm îkâ’ edip Mu’tezile, Cebrî, Mürcie gibi dalâlet fırkalarını tevlid eden istibdaddır.  Evet, taklîdin pederi ve istibdad-ı siyasînin veledi olan istibdad-ı ilmîdir ki, Cebriye, Râfiza, Mu’tezile gibi İslâmiyeti müşevveş(karmaşık) eden fırkaları tevlid etmiştir.’[11]

Polemik birçok konuda hocanın kendi düşüncesini öğrenciye zorla benimsetmesi sonucu düşmanca ayrılıklar meydana geldi. Bu ayrılıkların örgütlenip sistemleşmesinde ise genelde önceden bulunduğu meşrebe benimsediği düşmanlıklar etkili oldu. Eğer ki âlim, kendi fikrini beyan edip talebenin görüşünü de alıp onun kabulüne saygı duysa idi muhabbet noktasında fikirsel ayrılıklar olurdu. Ki Muhakemat adlı eserde Nursi buna ‘meşveret-i efkâr’[12] yani fikir alışverişi der ve güzel sonuçlarına değinir.

Nursi, Hristiyan ve benzer grupların teolojik sapma nedenlerini sayarken; ‘Kur’ân’ın üslûb-u hakîmanesine yemin ederim ki: Nasara’yı ve emsalini havalandırarak dalalet derelerine atan, yalnız aklı azl ve bürhanı tard ve ruhbanı taklid etmektir.’[13] der. Akli delillendirmeyi yok sayma yani düşünce özgürlüğünü ortadan kaldırıp manevi bir diktatörlüğün baskısından doğan taklit eğitimini benimseyen her grubun, zihniyetin savrulup deformasyona uğradığına tarihsel örneklem getirerek dikkatleri özgür fikir ortamının gerekliliğine çeker.

 

Sonuç

Üstad, hayatı ve düşünce dünyasında özgürlüğü hayat şartı olarak benimsemiştir. Nursi’nin bir eserinde ‘mürur-u zamanla(zamanın geçmesi) mukallidlerin(taklit edenlerin) hatası yüzünden paslanıp’[14] diye tanımladığı farklı grupların yanlış tutumlarına, ne yazık ki kendisinden sonra ‘Abilerin’ ve talebelerin yakalandığı göze çarpıyor. Kısacası; kendisinin vefatından sonra takipçilerinin çoğu Nursi’nin bu özgürlük serüvenini görmezden gelip bu olguya biçilen değeri ortadan kaldırılmışlardır.

2011 yılında gösterime giren Hür Adam filmi Nursi’nin ‘Ekmeksiz yaşarım hürriyetsiz yaşayamam’ şiarı ile tanıtıldı. Nursi’nin eserlerinde tanımladığı/anlattığı hürriyet mefkûresinden ziyade demagojik rivayet kültürü ile bir Hür Adam profili verildi. Nursi’nin özellikle Eski Said dönemi özgürlük savaşımının verilmemesi filmi çevirenlerde/benimseyenlerde/takdir edenlerde Osmanlıcı-devletçi güdülerinin etkin olduğunu gösteriyor. Mesela Said Nursi-Abdülhamid kavgasının verilmemesi gibi.

Şu an Türkiye’de üniversite öğrencilerine hizmet etmekte olan Nur medreselerinin de Nursi’nin hürriyet açılımı mihenginde kendilerini özeleştiriye tutmaları lazım. Genç Nursi medrese eğitimi alırken sürekli hocaları/üstadları ile sert ilmi tartışmalara girmiştir. Çünkü hocalarının istibdad-ı ilmi ile kendi fikirlerini Said’e dikte etmesi O’nu sürekli medrese/mekân değiştirmesine neden olmuştur. O doğru bilgi için araştırma yapan biri idi. Şimdiki medreselerde ise Nursi’nin Risaleleri tartışmasız doğru olarak veriliyor. Talebelere romantizm kucağında bir taklit şefkati ile yaklaşan ‘Abilik’ zihniyeti alternatifsiz bilgi kaynağı olarak Risaleleri tavsiye ederek Nursi’nin özgürlük mirasını yok etmişlerdir. Bu kurumların da Said Nursi’nin hürriyet-i ilmiye perspektifini benimseyip uygulamaları gerekiyor. Nitekim Nursi’den sonra ürün vermeyen ve durağan bir yapıya savrulmalarının en önemli nedeni de bu olsa gerek.

 

Selam ve dua ile. . .

           

 

[1] Nursi, İçtimaî Dersler, s., 103.

[2] Hürriyet ateşle tutuşup yanmaktır. Çünkü o sadece kâfirlere has bir şeydir.

[3] Hürriyet Rahman olan Allah’ın insanlara bir lütfudur. Çünkü o imanın bir özelliğidir.

[4] Nursi, İçtimaî Dersler, s., 103.

[5] Nursi, İçtimaî Dersler, s., 103.

[6] 3/Al-i İmran, 64.

[7] Nursi, İçtimaî Dersler, s., 61.

[8] Nursi, İçtimaî Dersler, s., 61.

[9] Nursi, İçtimaî Dersler, s., 526,539.

[10] Nasr Hamid Ebu Zeyd, Söylem ve Yorum, Mana yayınları, İstanbul, 2010, s., 85-86.

[11] Nursi, İçtimai Dersler, s., 83.

[12] Nursi, Muhakemat, s., 34.

[13] Nursi,  Muhakemat, s., 35.

[14] Nursi, İçtimai Dersler, s., 256.

 

 

 

İlginizi Çekebilir

Kürdistan’ın İki Şehrine Güzel Haber

UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne Diyarbakır’daki Malabadi Köprüsü ile Van Kalesi de eklendi.   Türkiye’den …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir