Başlangıç / Manşet / Zarok TV de kapatıldı ama Kürt çocukları büyümeye devam ediyor!

Zarok TV de kapatıldı ama Kürt çocukları büyümeye devam ediyor!

Zarok TV, Kürt milletine dönük onca asimilasyon aracına karşı kurulmuş çok az kanallardan biriydi ve diğer Kürt kanallarıyla beraber KHK kapsamında kapatıldı.

 

Yaklaşık yüzyıldır Kürtlerin taa ölülerine ve mezarlarına yapılan barbarlıklara hiç girmiyorum; salt eğitim, din ve medya aracılığı ile yapılan asimilasyonu göz önünde bulundursak dahi geldiğimiz noktada Kürt liderlerinden birinin Kürtçeyi konuşamaması değil, “nasıl oluyor da halen Kürt kimliği iddiasında bulunulabildiği” bir tez konusudur.

 

Şüphesiz ki zulme meyl egemenin tabiatıdır. Fakat Türk toplumu da bu süreçlere itirazları olmadığı gibi suskunluklarıyla bu politikaların bir nevi destekleyicisi olmuşlar, olmaya da devam ediyorlar. Aksi halde Kürtlerin çocuklarını kendi masallarıyla, kendi anadilleriyle yetişmeleri için kıt kanaat imkânlarla kurdukları bir TV kanalının kapatılmasına suskunluklarını başka türlü anlamlandırmak zor.

 

Hâlbuki devletlerinin bu kanalı kapatarak bir nevi “Hayır, sizin çocuklarınız bizim masallarımızla, bizim dilimizle büyümeli!” demesine karşın yüzlerce Türk örgütünün sessizliği bu uygulamayı onaylamak anlamına gelmiyor mu? Üstelik bu kanalların kapatılmasının “terörle mücadele” kapsamında yapıldığına inandıklarına inanmamızı bekliyorlar!

 

Bir insan suç işleyebilir. Nitekim suç işlediğinde de kanunlar, yasalar çerçevesinde yargılanır ve cezalandırılır. Salt cezalandırılmakla kalmaz, toplum tarafından da ayıplanır, kınanır. Bu yüzden suçlar uluorta işlenmez veya işlenecek suça meşrulaştırıcı gerekçeler oluşturulur. Zira suç işlemek en hafif tabiri ile ayıptır.

 

Söz gelimi Kürtlerin kanaat önderi ve liderlerinden biri olan Seyid Rıza’nın yaşının büyüklüğü itibariyle idam edilmesi suçtu. O dönemin iktidarı kanun düzenlemek sureti ile yaşını küçültmüş ve ondan sonra idam etmişti. Bu tavır en nihayetinde ahlaki bir kaygıyı işaret eder.

 

Dünya tarihinin en diktatör liderlerinden biri olan Adolf Hitler’in dahi bu kaygıyı taşıdığını görüyoruz. Zira kendisi de katliamlarını yasa veya kanunla gerekçelendirerek meşruiyet ihtiyacı duymuştu.

 

Maalesef geldiğimiz noktada Zarok TV gibi bir çocuk kanalının dahi “terörle mücadele” kapsamında kapatılması, bu iktidarın hiçbir ahlaki kaygı taşımadığının bir göstergesi olsa gerek. Üstelik bu koşulların Müslümanların sahip olduğu iktidar eliyle oluşturulmuş olması daha da elem vericidir. Oysa Müslümanlar gerçekten iman etmiş sayılmak için “Kendi için istediğini mümin kardeşi için de istemeli” değil miydi?

 

Kanımca bu noktada ikinci temel sorun; suçun/kötülüğün toplumsallaşmasıdır. Zira dünya genelinde DAİŞ, Türkiye özelinde ise AK Parti’nin son üç yılda bütün İslami, insani, vicdani değerleri ayaklar altına almak sureti ile İslam algısını kirletmiş olmaları, üstelik bunu din adına yapmaları dini bir cemaat, örgüt ve kanaat önderi konumundaki şahsiyetler tarafından dişe dokunur bir itirazla karşılanmadı. Yazık ki ne yazık!

 

Müslümanların diline adeta pelesenk olmuş “cahiliye dönemi”ne rahmet okutan uygulamaların hiçbiri bugüne kadar Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bir itirazıyla karşılaşmadığı gibi, kurulduğu günden bu yana Diyanet’in iktidarla olan paralel duruşu dikkate değerdir.  Yine bunun gibi Uluslararası bir kuruluş olan İslam İşbirliği Teşkilatı bugüne değin ne Kürtleri, ne de DAİŞ ve DAİŞ benzeri örgütlerin din adına ortaya koydukları barbarca uygulamaları gündem etmedi/etmiyor.

 

Bir millet var; binlerce yıldır üzerinde yaşadıkları toprakların yanısıra dünyanın birçok yerine dağılmış ve kocaman bir yüreği var. Fakat bu milletin kimliği dünyanın hiçbir yerinde tanınmıyor. İşte bunun ne anlama geldiğini zorlandığınız bir toplumla birlikte bir şeyler yapmanın imkanı var mı? Kaldı ki meseleyi tanımlamamız dahi farklıdır. Onların “Kürt sorunu” diyerek Kürtleri sorunsallaştırmaları ve çözümünü güvenlikçi politikalarda bulmasına karşılık hakikatte en doğru tanımlama “Kürdistan”dır ve sorun uluslararası boyuttadır. Dolayısıyla nereden bakarsanız, algılar ve tanımlamalar arasında dağlarca mesafe varken bu meselede “halkları” ikna etmenin imkanı da yoktur.

 

Daha özetle Kürtler ne ideolojik ne de dini ortaklıklara girişmeden milliyetçi bir yöntem izlemek suretiyle başlarının çaresine bakmalıdır. Kanımca diğer bütün kesimlerin hayrına olan da budur.

 

Aksi halde kendini üretilmiş iktidarcı Türk aklından ayrıştıramayan bireyler ve kesimlerle varacağınız yer, yine güvenlikçi politikalar olup, bu politikaların herkes için her adımda daha fazla güvenlik ihtiyacını getireceği açıktır.

 

Nitekim hatırlarsanız 2005 yılında Diyarbekir’de “Kürt sorunu vardır” diyen dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın fazla değil bir yıl sonrasında; yani 2006’da Diyarbekir’de yapılan bir eylemde “Kadın da olsa, çocuk da olsa askerim ve polisim gereğini yapacak” şeklindeki ifadesi ile halkın üzerine ateş açılmış, söz konusu eylemde onlarca Kürt katledilmişti.

 

Köprünün altından çok sular geçti. 2015 yılına geldiğimizde çocuklar için Kürtçe TV kanalları vardı ve bu sorun artık dünyanın gündemindeydi ve o yıl Kuzey Kürdistan’ın illerinde açılan hendeklerin arkasında duran kuşak, geçmişte başbakanın “Vur” emrini verdiği eylemdeki çocuklardı!

 

Yıl 2016… Zarok TV kapatıldı… Unutmayın, bir gün gelecek ve bu çocuklar büyüyecek. Şüphesiz o gün geldiğinde başka şeyleri konuşuyor olacağız fakat  birbirimize bakacak yüzümüz olmasıdır bütün gayemiz…(Rudaw)

İlginizi Çekebilir

Demirtaş’a hakaret eden AKP’li Kocabıyık Meclis’te protesto edildi

  TBMM 15 Temmuz Darbe Girişimini Araştırma Komisyonu’nun bugün gerçekleşen toplantısında, Halkların Demokratik Partisi (HDP) …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir